KURU ÜZÜM Topuğu erimiş bir çoraba yapışığım şimdi. Üzerime basan ayak bana bir terliğin içinde tesadüf etseydi kendimi daha emniyette hissederdim. Yapışkanlığımı ten hissetmez, en azından bir süre daha idare ederdim. Şimdi ise koca vücudun tüm ağırlığını çeken bir bölgedeyim. Hangi vücut tenindeki bir yapışkana tahammül eder? Tahammülsüzlük beni ne zaman buradan def eder? Beklemekteyim... Yapışkanlığımın özü tatlılığım olsa da bu tatlılık hangi ayağın umurunda? Yerdeki pislikleri üzerine birleyen eciş bücüş kuru bir şeyim ben... İştahlı bir ağzın dudaklarından yere düşmemle üzümlüğümü yitirdim. Şimdiki sıfatımı da ne kadar hakkettiğimden emin değilim. Zira pislikler arttıkça yapışkanlığım da kalmamakta... Ayak bir süre daha benden rahatsız olmazsa ikinci bir ölüm türü bana karşıdan bakmakta... Pisliğin içinde yok olup gideceğim... Bir salkımın ucundaki sergi karasıydım önceleri. Her bir tane ayrı telaştaydı. Benim ise rüyam şarap içinde bir damla olmaktı. Bunu düşündükçe keyiflenirdim, keyiflendikçe yuvarlak gergin bedenimi daha da bir gererdim. Güneşe yönelip kalın kabuklarımın ardındaki çekirdeğimi sergilerdim. Bahar temizliği yapan bir gelinin, içindeki ateşi, kapısı penceresi açık evden, bangır bangır sokağa akıttığı ucuz müziklerle, dikkati üzerine çekmesiydi benimkisi... Şişede minicik bir damla olsam da koca bedenlerde sallantılar oluşturabilmedeki payım hoşuma giderdi. Tıpkı mahallenin içinde küçücük kalan arsız gelinin bangırtılı balkonuna insanların başını çevirip bakması gibi. Kara üzüm Kuru üzüm Üzüm Hüzün Kara kuru hüzün Kelimeler bazen birbirlerine ne kadar da benziyor değil mi? Beni dalımdan koparıp kurutan kimin eli? Yeşilli bir asma bahçesinden ayrılıp çekmeceli çerez dolabında beklediğim mekan kimin yeri? Kuruyemiş niyetine avuçlanıp yenilirken düşüverdim işte dudağın kenarından. Beden farketse de artık atıverse beni çöpe... Yeşil bir şişeye son gücümle yapışabilirim belki de...
|